İçeriğe geç

Hiç kimse. Bazen de hiçbir şey...

Son Yazılar

Kurban grubuna ait Kurban albümünün sinematik bir görüntüsü.

Endüstriyel gıcırtılar

Sevgili günlük

Müziğe karşı tutkumun uyuşturucu bağımlılığıyla yarıştığı enteresan bir yaşantım var. İnsanları yargılamaktan kaçındığım bu yaşamımda beğenmediğim sanatçıları dinleyen herkesi acımasızca yargılıyor, içi boş müziklerle karanlık çökene dek kulaklarını paslandıran herkese psikopat gibi bakıyorum. Deli miyim diye sorsam kendime her konuda sessiz kalırım da mesele müziğe geldiğinde akıl sağlığım çok yerinde gibi duruyor. Kendime hak buluyorum herhalde bu garip davranışlarımı. Çalma…

Gün batımı renklerinde bir gökyüzünü arka plan alarak rüzgârda dalgalanan otların arasında sırtüstü uzanmış, başı geriye atılmış bir siluetin fotografı.

Nefes almaya paran yetiyor mu?

Kırık kalem

Zincirlerin artık görünmüyor olması ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Artık deriyle kemik arasında bir yerde, ne çıkarılabilecek ne de üzerine parmak basılabilecek bir derinlikte eritilmiş olduğunun kanıtı. Eskinin kölesi boynundaki halkayı görür, ustasının sesini dışarıdan, kendine ait olmayan bir yerden gelen bir emir olarak duyardı. Oysa bugünün kölesi sabah alarmını kendi eliyle kurar, kendi iradesiyle kalkar, kendinin seçtiğini sandığı bir gömleği…

Görsel, altın sarısı güneş ışığının pencerelerden süzüldüğü huzurlu ve nostaljik bir oturma odasını tasvir ediyor. Odanın genel atmosferi, 1970'ler veya 80'leri anımsatan retro bir tarza sahip. Solda, tül perdelerle kaplı büyük bir pencereden gelen yumuşak gün batımı ışığı, odayı sıcak bir parıltıyla dolduruyor ve desenli halının üzerinde ışık ve gölge oyunları oluşturuyor. Pencerenin önünde, üzerinde saksı bitkileri, bir kitap yığını ve küçük süs eşyaları bulunan ahşap bir sehpa yer alıyor. Ortada, eski tarz, kutu şeklinde bir CRT televizyon ahşap bir standın üzerinde duruyor. Sağ tarafta, yumuşak, pembemsi yastıkları olan rahat görünümlü bir kanepe güneş ışığında yıkanıyor. Duvarlarda çeşitli boyutlarda altın çerçeveli tablolar ve aile fotoğrafları asılı. Odada antika bir radyo, şık bir masa lambası ve eski bir çevirmeli telefon gibi diğer vintage aksesuarlar da görülüyor. Zemin, karmaşık desenli koyu renkli bir halıyla kaplı. Tüm sahne, geçmişe ait huzurlu, samimi ve konforlu bir anı yansıtıyor.

Hiç yaşamadığım bir eve ziyaret

Sevgili günlük

Bu yazıyı kaleme aldığım bu saatlerde, yaşım 25. 15 senedir düşünmemeyi düşünüyorum. Zihnimde kimse yok. Yine de kalabalığım... Tam bir ay önce, Gaziantep'te, sabah 06:30 civarlarında, küçük kuzenlerim ile birlikte gezmek için değil, denk geldiği için yollarına düştüğüm bir bit pazarındaydım. Tezgâhların arasında amaçsız yürürken, enteresan bir koltuğa denk geldim. Amacım aslında eski, bozulmaya yüz tutmuş ve "Alayım da evde…

Yan aynada, turuncu gün batımına karşı başını camdan çıkarmış, mutlu bir köpek illüstrasyonu.

Yine de kalabalığım…

Sevgili günlük

Saat üçü çoktan geçmiş. Bugün 25 oldum resmen, ama bunu kutlayacak halim yok; yakın zamanda sahiplendiğim kedimin yatağımda derin bir uykuda olmasından olsa gerek, onu rahatsız etmemek için kendimi odamın balkonunda rutin bir görevimi icra etmekle meşgul ediyorum: düşlemek, düşünmek, düşünmekten yorulmak ve düşünmemeyi düşünmek. Düşünmenin tam da vakti zaten. Sanırım 15 seneye yakın bir süredir böyle düşünüyorum; bazen anlamsız,…

Pencere önünde gözleri kapalı, elinde kırmızı bir gül tutan kadın; yumuşak odaklı çekim

Görmeseydim seni kırmızılar içerisinde, kokar mıydın yine güllerden güzelcesine?

Zihin haritası

Hatırlar mısın bir zamanlar sokaklarında yürüyüp rastgele bir tabelaya dahi aşık olduğun şehri? O günlerin birisinde ciğerlerine dolan kokuyu tarif et desem muhtemelen paragraflarca betimleme yaparsın. Ankara'nın bir gece yarısı vakti kaçamadığım duman kokusu dersin. Antalya'nın aniden ortalığı ele geçiren deniz kokusu dersin. İzmir'deydim, yolda yürüyordum, bir anda b*k koktu ortalık dersin. Onu dersin, bunu dersin, dersin işte bir şeyler...…

Sanatsal bir fırça darbesi stiliyle resmedilmiş, kızarmış ve ağlayan bir insan gözünün yakın çekimi. Gözün altından beyaz bir gözyaşı süzülürken, hemen altına canlı turuncu ve siyah desenli bir hükümdar kelebeği konmuş. Kelebeğin altında turuncu boya sıçramaları görülüyor.

Cemre

Zihin haritası

Bir an. Gözünün önüne düşen her cemresi sana öfkeyi, hüznü, özlemi, korkuyu, çocuksu mutluluğu, çekingenliği, uzayıp giden bir listenin hissettirebileceği tüm duyguları saniyeler içerisinde yaşatacak kadar vücuduna işlemiş bir an. Başı da, sonu da, kıyısı da, berisi de facialarla dolu; her hatırladığında sanki yeniden doğuyormuşcasına sancılı... Komiktir, genelde de bu an hep ilklerle doludur. İlk defa sevildiğini hissettiğin o an.İlk…

Siyah beyaz fotoğraf: başı öne eğik bir kişinin sırtına dokunan gölge eller

İçindeki yabancı

Zihin haritası

Gece, bir noktada sessizleşiyor. Tam olarak ne zaman başladığını bilmiyorsun.  Bir anda her şey durmuş ve sen o durgunluğun içinde kalmışsın. Telefon masada. Işık loş ya da açık, fark etmiyor artık. Bir şey içiyorsun belki ya da içmeyi unutmuşsun. Beden orada, bir yerde oturmuş ya da uzanmış... ...ama sen çoktan başka bir yere gittin. Bu sessizlik tanıdık. Daha önce de…

Yüksek bir açıdan çekilmiş, gölgeler içinde kalmış karanlık bir şehir kavşağı. Kavşaktaki yaya geçidinin üzerine çapraz bir şerit halinde altın sarısı, parlak bir güneş ışığı vuruyor. Bu ışık huzmesinin tam ortasında yürüyen bir insan silüeti var. Siyah silüet, ışığın açısıyla yaya geçidinin beyaz çizgileri üzerine uzun bir gölge düşürüyor. Görselde aydınlık ve karanlığın güçlü bir zıtlığı hakim.

Tekrar

Zihin haritası

Aynı günü kaç kere yaşadın? Dur. Bunu gerçekten düşün. Beş yıl önce seni en çok ne yoruyordu? Somut bir şey. İsim ver. Çıkmıyorsa, cevap zaten bu. O gün tam o anda şimdinden ne kadar farklıydın? Aynı aciliyetle yanıyordun. Aynı "Bu sefer gerçekten önemli" hissiyle. Ardından geçti. İz bırakmadan, sormadan, haber vermeden. Hafızan onu tutmaya değer bulmadı. Bugünküyü de tutmayacak. Fakat…

Siyah-beyaz, el yapımı illüstrasyon tarzında bir görsel. Merkezdeki figür, tamamı yapboz parçalarından oluşan bir insan silüeti. Figürün yüzü büyük ölçüde siyah, ancak birkaç parça eksik — o boşluklardan biri tam göz hizasında ve içinde tek bir göz görünüyor. Figürün sol eli yukarı kalkık, avucunda tuttuğu yapboz parçasının üzerinde de bir göz var. Vücudun alt kısmında siyah ve beyaz parçalar dağınık biçimde yerleşmiş, tamamlanmamış bir his veriyor. Figürün çevresinde, zemine ve kenarlara saçılmış bağlantısız yapboz parçaları var. Arka plan açık krem rengi, genel atmosfer ham ve sert.

Sanrılar çıldırmış olmalı…

Zihin haritası

Bloğum neredeyse birinci yılını tamamlamak üzere. Tam 18 yazı paylaşmışım bugüne dek. Şu an 6'sı yayında, geri kalanların yarısı taslakta, yarısı çöp kutusunda. Görünmemeye yemin etmiş yazılarıma göz gezdirirken fark ettim ki birazdan konuşacağımız konuya farklı başlıklar ile birçok kez değinmeye çalışmışım. Benzetmeler yapmışım, örnekler vermişim, kendimden, çevremden anlatmak istemişim. Bir türlü başaramamışım. Nasip bu yazıya olsun öyleyse. Bugün, biraz…

Mavi parçacıklı zeminde yan yana iki kedi silüeti: biri karanlık, biri altın renginde parlıyor — süperpozisyon fikrinin görseli

Bir fotoğraf albümü ile evreni ikiye bölmek

Sevgili günlük

Schrödinger'in kedisini duymuşsunuzdur mutlaka. Erwin Schrödinger'in kuantum mekaniği teorisine karşı ortaya attığı bir düşünce deneyi. Aslında amacı "Bakın, çok havalı bir kedi fikri var" demek değildi. Tam tersine, kuantum mekaniğinin saçmalığını kanıtlamak istiyordu. Şansa bakın ki tarih bu düşünce deneyini, eleştirmeye çalıştığı teorinin en ikonik sembolü haline getirdi. Kuantum dünyasında bir parçacık aynı anda birden fazla durumda bulunabilir. Yani hem…

Kahverengi zemin üzerine dağınık şekilde saçılmış, beyaz kenarlıklı nostaljik basılı fotoğraflar yığını. Karelerde retro giyimli insanlar, piknik yapan aileler, eski model araçlar ve dönemin ev dekorasyonunu yansıtan geçmişe ait çeşitli anılar yer alıyor.

İnsan, hatırladığı kadar insandır.

Sevgili günlük

Küçükken de böyleydim ben. Bayram harçlıklarımla biriktirip aldığım ufak bir MP3 çalarım vardı. Toplasan 100 şarkı ya alırdı ya almazdı… Senelerce kullandım onu. Bilgisayarımda ruh hallerime göre binlerce şarkım vardı. Birkaç günde bir, o aralar ruh halim nasılsa rastgele şarkıları MP3 çalarıma yükler, gözlerimi güne açmamla birlikte kulaklığımı takar, akşama kadar o kulaklıkları eskitirdim. Zaman ilerledikçe pek bir şey değişmedi.…

Karanlık ve mavi ışıklı dar bir alanda, arkası dönük bir grup insanın karşısında duran parlak, neon mavi renkli ve yarı saydam holografik erkek figürü. İnsanlar çember şeklinde dizilerek bu parlayan silüeti izliyor.

Adını koymak…

Zihin haritası

Bir şeyi anlamadığımızda hemen adını koyuyoruz. Bu bir refleks, sakinleşmek için. Çünkü adı olan şey ile yaşamak daha kolay. Sınırları var. Nereye kadar can yakabileceği belli. Bu yüzden “Bu aşk mı?” diye soruyoruz. Aslında sorduğumuz şey başka. Buna ne kadar izin verebilirim? Bu geçici mi, sonsuza kadar benimle mi?Buna bağlanırsam aptal mı olurum? Kelimeler hisleri anlatmak için değil çoğu zaman;…

Siyah beyaz bulutlu gökyüzü arka planında, parmaklarıyla yuvarlak bir halka oluşturan el. Bu halkanın içinden görünen gökyüzü bölümü parlak mavi renkte ve tam ortasında kanat açıp süzülen siyah bir kuş silüeti yer alıyor.

Bugünü çok dert etme. Yarın daha kötü günler seni bekliyor.

Zihin haritası

Bu cümleyi bir dostuma ben söylerdim hep. Şimdi bana karşı söylediğinde cevap vermiyorum genelde. Daha doğrusu ne diyeceğimi bilmiyorum. Haklı mı, haksız mı... Sadece içimde bir yerde hafif bir rahatsızlık oluyor. Sanki biri çok tanıdık bir yere bastı da orayı hemen kapatmak gerekiyormuş gibi. Daha kötüsü varsa? diyorum içimden. Evet, olabilir. Peki o zaman bugün ne olacak? Orası hep boş…

Sisli bir çayırda sandalyede oturan, başı karalama yumağına dönüşmüş adam, karşısındaki sandalyede duran boş aynaya bakıyor

Dur bakalım, bir dinlen.

Sevgili günlük

Saatlerdir beyaz ekrana bakıp havalı bir giriş arıyorum. Bulamadım. Belki de konu durmak olduğu için bu kadar düşünmeyip direkt konuya girmem gerekiyor. En yakın dostumla -ki ben ona gayrı resmi psikoloğum diyorum- yaptığımız son konuşma aklımdan çıkmıyor. Geyik muhabbetiyle başlayan sohbetimiz bir anda varoluşsal bir krizin kıyısına demirledi. Hayat devam ederken durmak... Dünya dönüyor, zaman akıyor. Böyle bir debinin ortasında…